|
|
|
|
Danimarkalı bilim adamlarınca, Grönland'da bulunan insanın saçından yola çıkarak, DNA analiziyle 4 bin yıl önce yaşamış bir insanın resmi çizildi.Grönland’da 1980’li yıllarda buzulların içinde bulunan bir tutam saç, bilim adamlarına 4 bin yıl önceki insanın nasıl olabileceğine dair bilgi sağladı.
Danimarkalı araştırmacılar bir ilke imza atarak, dna analizleriyle en "eski insan"ın genomunun yüzde 80’ini belirledi.
Bulgulardan yola çıkan bilim adamları, yerli dilinde insan anlamına gelen "İnuk "adı verilen, genç yaşta ölen bir kişinin portresini çizdi.
Çizilen resme göre, İnuk, soyu tükenmiş Sakkak halkından, koyu tenli, kahverengi gözlü, kulak iltihabı olan, A pozitif kan grubundan ve uzun saçlı. Ancak kel olma riskiyle karşı karşıya.
Sözkonusu kişinin, Kuzey Kutup bölgesinde bugün yaşayanlarla bir ilgisi bulunmuyor.
Araştırma, Inuk’un metabolizmasının soğuk iklim şartlarında yaşayacak şekilde değişim geçirdiğini ortaya çıkardı.
Bilim adamları bu tür araştırmaları eski insanların biyolojik özelliklerini öğrenme yolunda bir çeşit zaman makinesi olarak tanımlıyor.
|
|
Avusturyalı bir grup bilim adamı saçın düz ya da kıvırcık olmasını belirleyen bir gen buldu.Trichohyalin diye adlandırılan bu gen sayesinde pek çok şey mümkün hale geldi. Mesela, suç mahalinde bulunan bir dna örneği ile suçlunun saçının cinsi bulunabilecek ya da isterseniz bebeğinizin saçlarının kıvırcık mı yoksa düz mü olacağına karar verebileceksiniz. Ayrıca saç cinsini değiştiren tıbbi gelişmelerin de yaşanması olası.
İlk denemeler kıvırcık saçı düz saça dönüştüren bir hapla yapılıyor. Bu hap sayesinde her hangi bir saç düzleştirici kullanmadan düz saçlara sahip olabiliyorsunuz. Saçınızı farklı bir görüntüye sahip olmak için düzleştirmek eğlenceli olabilir ama bunun için genlerinizi bastırmak biraz garip bir yöntem sayılabilir. Ayrıca kıvırcık saçlara sahip olmak isteyen düz saçlı kadınlar için bir haptan henüz söz edilmiyor.
DNA'nızı değiştirin, saçınızı düzleştirin
|
|
İnsan Embriyosundan Alınan Kök Hücreler Onaylandı.Amerikan hükümeti insan embriyosundan alınan ilk 13 dizi kök hücre üzerinde araştırma yapılmasını onayladı.
Ulusal Sağlık Enstitüsü Direktörü Doktor Francis Collins, enstitünün etik açıdan uygun olduğuna karar verdikten sonra kök hücreler üzerinde anlaşma yapılmasına karar verdiğini duyurdu.
Doktor Collins diğer 96 dizi kök hücrenin de gözden geçirilmekte olduğunu ve bir iki gün içinde onaylanabileceklerini duyurdu.
Kök hücre araştırmaların başlanabilmesi için 20 milyon dolarlık bütçe ayrıldı.
Başkan Barack Obama Mart ayında imzaladığı kararname ile Bush döneminde getirilen kök hücre araştırma yasağını kaldırmıştı.
Bilimadamları hücre araştırmalarının diyabet hastalığından felçe kadar bir çok hastalığın tedavisinde yarar sağlayacağına inanıyor.
Karşı çıkanlar ise insan embriyolarından alınan kök hücreler üzerinde araştırma yapmanın, dine aykırı olduğunu ve insan hayatını yok ettiğini savunuyor. Belirli fonksiyonlara sahip yetişkin hücrelerin aksine embriyolardan alınan kök hücreler, vücutta her hangi bir dokuya dönüştürülebiliyor.
İnsan embriyosundan kök hücreye onay
|
|
Stresli durumlarda tansiyonun birdenbire fırlamasına yol açan bir gen bulundu.Almanya'daki Freiburg Üniversitesi ile Wisconsin Tıp Okulu'ndan bir ekip tarafından yapılan araştırmada, "phosducin" adlı genin mutasyona uğramış bir biçiminin bulunduğu insanların, stres altındayken tansiyonlarının yükseldiğini belirlediler.
Daily Telegraph'taki habere göre araştırmacılar bu genin, vücudun strese karşı vereceği normal reaksiyon biçimini etkileyerek, vücudun tansiyonu düzenleme yeteneğine müdahale ettiğini düşünüyorlar.
Araştırmacılar, bu bulgunun stresin vücutta yaptığı tahribatı önlemek için yeni ilaçlar geliştirmelerini sağlayabileceğini ümit ediyorlar.
Bu bulgunun aynı zamanda, bazı kişilerin neden hayatının zor zamanlarında anormal derecede yüksek tansiyonla karşı karşıya kaldığına da açıklama getirebileceği belirtildi.
Araştırma Journal of Clinical Investigation dergisinde yayımlandı.
Tansiyonu fırlatan gen bulundu
|
|
İnsan ve şempanzede ortak olarak bulunan bir gende sadece iki molekül farklı. Evrimi savunan bilim adamlarına göre, bu iki genin mutasyona uğraması sonucu insanın dil yeteneğini kazanmış olabileceği savunuldu.Amerikan California Üniversitesi uzmanlarının Nature dergisinde yayımlanan araştırmasına göre, FOXP2 adı verilen ortak genin dille bağlantılı diğer genlere kumanda eden proteininde yüzlerce aminoasit molekülü bulunuyor. Bu moleküllerden sadece ikisi insanda şempanzeden farklı.
Araştırmacılar, "Faaliyetleri, bu iki aminoasitteki mutasyona göre değişen genleri tespit ettik. Bazı genlerin faaliyetinin, merkezi sinir sistemi açısından elzem olduğunu belirledik" ifadesini kullandı.
Daha önceki araştırmalar da, iki aminoasidin konuşma yetisine etki edebileceği yolunda işaretler vermişti.
Yeni araştırmayı yürüten ekipten Daniel Geschwind, çalışmalarının bu etkiyi gözler önüne serdiğini belirtti. Araştırmacılar, bu sonuca, maymun ve insan beyin dokularını inceleyerek vardı. Uzmanlar, FOXP2'nin insan ve maymunda farklı sonuçlara yol açtığını gözlemledi.
Araştırmacılardan Genevieve Konopka da, "insandaki dil yetisinin moleküler düzeyde nasıl düzenlendiğini" incelediklerini ve bu yolla otizm ve şizofreni gibi patolojilerin, beynin dil yetisini kullanma kapasitesini nasıl etkilediğini daha iyi anlamaya çalıştıklarını da vurguladı.
İki molekülün konuşma yetisinde oynadığı rolün, insanın evrimi konusundaki araştırmalara yeni pencere aralayabileceği düşünülüyor.
Uzmanlar, iki aminoasidin ne zaman farklılaştığının ise bilinmediğini belirtti.
Evrim uzmanlarına göre, insanla şempanze yaklaşık 5 milyon yıl önce birbirlerinden ayrıldı. Paleo-antropologlar, insanın 70-100 bin sene evvel konuşmaya başladığını düşünüyor.
İnsanı şempanzeden ayıran 2 molekül
|
|
İnsan genomunun üç boyutlu haritası yapıldı. Buluş, genomun yapısı ve fonksiyonu konusunda yeni fikirler verecek.Amerikalı araştırmacıların, insan genomunun üç boyutlu yapısının şifresini çözdüğü, bunun insan genomunun yapısı ve fonksiyonu konusunda yeni görüş açılarının yolunu açacağı bildirildi.
Science dergisinde yayımlanan araştırmayı yapanlardan Massachusetts Üniversitesi Tıp fakültesinden Nynke van Berkum, "genomu milyonlarca parçaya ayrıştırarak, bu parçaların tümü arasındaki ilişkilerin detaylarını ortaya koyan üç boyutlu bir harita yarattıklarını" belirterek, "üç boyutlu fantastik bir yapboz yaptıklarını ve daha sonra da bunu bir bilgisayar yardımıyla çözdüklerini" kaydetti.
Bilim insanlarının bu işlem için, şu ana kadar cevapsız kalan sorulara cevap verilmesini sağlayan "Hi-C" adlı yeni bir teknoloji kullandıkları belirtildi.
Bir diğer araştırmacı Erez Lieberman-Aiden, DNA’nın çifte helis olarak adlandırıldığını az da olsa uzun zamandan beri bildiklerini, bu çifte helisin tamamen açılması durumunda her bir hücredeki genomun iki metre uzunluğa erişeceğini, bilim insanlarının bu yapının insan hücre çekirdeğinde nasıl yer alabildiğini anlayamamış olduklarını söyledi. Araştırmacılar, bu yeni teknolojinin bu gizin çözülmesine olanak sağladığını belirtti.
İnsan genomu
|
|
Uzun süreli araştırma sonuçları açıklandı.hereOregon Üniversitesi’nden Jane Mendle ile çalışan ekibin “Child Development” dergisinde yayımlanan araştırması için 1979-1994 yılları arasında anneler ve bu annelerle akraba olan kişilerle her yıl, 1994 yılından sonra ise iki yılda bir yüz yüze görüşme yapılmış. Bu annelerin çocukları ise on dört yaşından itibaren araştırmaya katılmışlar.
Sonuçlara göre yalnız yaşayan annelerin çocukları cinsel yaşama çok erken yaşta başlıyor. Bu kategorideki gençlerin yüzde altmış üçü en az bir kez cinsel deneyim yaşamış. Babaları bazen aile içinde yaşayan gençlerde bu oran yüzde elli üçle sınırlı. Anne ve babası her zaman birlikte olan gençlerin ise sadece yüzde 21’i seks yapmış. Diğer sözlerle babasız büyüyen gençlerde ilk cinsel deneyim yaşı ortalama olarak 15,28, anne ve babanın birlikte yaşadığı klasik ailelerde ise 16,11 olarak ortaya çıkmış. Fakat bilim insanları bu sonuçları çevre faktörlerinden çok genlere bağlıyorlar. Birbiriyle akraba olan ama ailevi durumları farklı olan gençleri incelediklerinde, akrabalık derecesi ne kadar yakınsa cinsel deneyimin yaşandığı zaman da birbirine o kadar yakın oluyor. Bununla birlikte araştırmacılar kalıtımın cinsel davranışlar üzerinde ne kadar etkili olduğunu söyleyemiyorlar henüz.
Erken cinsellik
|
|
Türkiye'de binin üzerinde hayvanın geni koruma altına alındı.Türkiye Bilimsel ve Teknik araştırma Kurumu Marmara Araştırma Merkezince (TÜBİTAK-MAM), Türkiye'de soyları tehlike sınırında bulunan hayvanların genlerinin bir bankada toplanmasını amaçlayan, ''Türkiye Yerli Evcil Hayvan Genetik Kaynaklarından Bazılarının In Vitro Korunması ve Ön Moleküler Tanımlanması (TÜRKHAYGEN-1) Projesi'' kapsamında 2 yılda 1000'in üzerinde hayvanın geni koruma altına alındı.
TÜBİTAK-MAM Gen Mühendisliği ve Biyo-Teknoloji Enstitüsü Proje Sorumlusu Doç. Dr. Sezen Arat, AA muhabirine yaptığı açıklamada, değişen çevre koşullarının -hızlı nüfus artışı, küresel ısınma, düzensiz yapılaşma, çevre kirliliği- önüne geçilmez bir şekilde dünya fauna ve florasını olumsuz şekilde değiştirdiğine işaret ederek, yapılan bilimsel araştırmaların yılda 27 bin bitki ve hayvan türünün dönüşümsüz olarak doğadan silindiğini gösterdiğini kaydetti.
Son yıllarda artan bu hızlı değişimin dünyada büyük bir kaygıyla izlendiğini ve değişimin etkilerini en aza indirmek için çözümler üretilmeye çalışıldığını vurgulayan Arat, bugün birçok verim özelliği yönünden yararlanılan çiftlik hayvanlarının, dünyada yüksek verim özellikleri yönünden seleksiyona dayalı bir örnek üretimine doğru gidildiğini, bu kültür ırklarının sadece verim özellikleri iyileştirilmiş hayvanlar olduğunu anlattı.
-PROJEDE 10 ÜNİVERSİTE BULUNUYOR-
Sezen Arat, ancak bu ırkların ne çevre koşullarına dayanıklılıklarının, ne de hastalıklara dirençliliklerinin üzerinde durulduğunu, değişen çevre koşullarının birçok tür ve ırkın geleceğini ciddi şekilde tehdit ettiğini belirtti.
''Genetik varyasyonunu hala muhafaza eden yerli evcil hayvanların genetik kaynak olmaları bakımından geleceğin sigortaları olarak kabul edildiğini'' dile getiren Doç. Dr. Sezen Arat, ''Ülkemiz bu yönden oldukça zengin. Gerek moleküler, gerekse arkeolojik çalışmalar, birçok evcil hayvan türünün Anadolu'dan evcilleştirildiğini göstermektedir. Topraklarımızda mevcut bu doğal mirası korumak hepimizin en önemli görevidir'' dedi.
Arat, bu amaçla Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, Tübitak ile Adnan Menderes, Ankara, Atatürk, İstanbul, Mustafa Kemal, ODTÜ, Ondokuz Mayıs, Namık Kemal, Selçuk ve Uludağ üniversiteleri işbirliğinde 2007 yılından bu yana ''TÜRKHAYGEN-1'' projesini yürüttüklerini bildirdi.
Doç. Dr. Arat, projenin, ''hayvan genetik kaynaklarını koruma altına alacak bankaların oluşturulmasını, yerli evcil hayvan ırkların genetik karakterizasyonuna başlanarak sonuçlardan tescil çalışmalarında yararlanılmasını, hayvan genetiği ve biyoteknolojisi alanında kritik araştırmacı kitlesinin oluşturulmasını, bilgilerin bütünleştirilmesi ve yaygınlaştırılmasını'' hedeflediğini kaydetti.
-PROJENİN EN BÜYÜK KANITI ''EFE'' BUZAĞI-
Ülkelerin sahip oldukları yerli ırkların ortadan kalkmasının önlenmesi gerektiğini ifade eden Arat, yerli ırkların, ülkelerin sahip oldukları yer üstü ve altı kaynakları gibi doğal kaynaklar olduğunu vurguladı.
Arat, yerli ırkların koruma altına alınarak genetik kaynaklarının devamlı elde tutulmasının ekonomik açıdan zor olduğunu, bu yüzden korunması istenilen ırkların genetik yapıları ve bu ırklar arası genetik ilişkilerinin belirlenmesi gerektiğini belirterek, proje kapsamında oluşturulan ''gen bankasının'', bu alanda Türkiye'deki ilk banka olduğunu bildirdi.
Genlerin Lalahan Hayvancılık Merkez Araştırma Enstitüsü ile TÜBİTAK Gen Mühendisliği ve Biyoteknoloji Enstitüsü'ndeki 2 bankada korunduğunu kaydeden Doç. Dr. Arat, projenin kapsadığı tür ve ırklardan bu bankalarda stoklanan doku ve hücreler (vücut, embriyo, sperma) ile çalışılan dna örneklerinin yine hem Türkiye'de, hem de dünyada tek kaynak olduğunu söyledi.
Arat, Türkiye'de ilk defa bu kadar geniş ve kapsamlı olarak birçok ırkın genetik olarak karakterize edildiğini, bu alanda yapılan en geniş kapsamlı ve katılımlı proje olduğuna işaret ederek, gelişen gen teknolojilerinin gelecekte saklanan bu genetik materyallerin kullanılmasına imkan sağlayabileceğini anlattı.
Proje çerçevesinde hücre saklanmasının, kaybolan türlerin nükleer transferle tekrar doğaya kazandırılmasını mümkün kılabileceğini dile getiren Doç. Dr. Sezen Arat, ''Batı Anadolu Bölgesi'nin bir ırkı olan 'Boz' sığırın klonu olan 'Efe' buzağı, bankada saklanan bir hücrenin sağlıklı bir bireye dönüştürüleceğinin en büyük kanıtıdır'' diye konuştu.
-''AMACIMIZ 1500 HAYVANIN GENİNİ TOPLAMAK''-
Sezen Arat, projenin aynı zamanda, mevcut dondurma teknolojilerinin iyileştirilmesi ve gelecekte gen kaynakların korunmasında kullanılabilecek alternatif teknolojilerin ülkeye transferini hedefleyen güçlü bir AR-GE faaliyetiyle de desteklendiğini belirterek, şu bilgileri verdi:
''Proje, 13 koyun, 5 keçi, 6 sığır, 5 at, 1 manda ırkı olmak üzere 5 tür ve 30 ırkı kapsıyor. Bankada materyalinin saklanması öngörülen hayvan sayısı 1500, ancak bugüne kadar 1000'nin üzerinde hayvanın geni bankada mevcut. 2011 yılına kadar kadar devam projenin bütçesi 9 milyon TL. Bankada saklanan materyaller üzerinden yapılacak çalışmalarla özel genler belirlenebilecek, bu genetik bilgiler, yeni ırkların geliştirilmesinde kullanılabilecek. Saklanan hücreler klonlama teknolojisiyle kaybolmuş ırkların geri getirilmesini sağlayabilecek. Bugün dünyanın birçok ülkesinde benzer bankalar bulunuyor. Dünya Gıda ve Tarım Organizasyonu bu bankaların kurulmasını öneriyor ve birçok ülkenin katılımı ile uygulanması gerekli yol haritaları belirliyor. Önemli olan sahip olduklarımızın kıymetini onlar yok olmadan bilmek ve onları bir şekilde korumak. Bu bizim gelecek neslimize olan borcumuz ve görevimizdir.''
Binin üzerinde gen koruma altına alındı
|
|
Türkiye’deki gen araştırmaları, dünyanın en itibarlı bilim dergilerinden Nature Genetics’te ele alındı.Biotechnology Journal da Türkiye’deki biyoteknoloji çalışmaları için özel bir sayı yayımladı. Her iki dergide de, Türkiye’deki gen ve biyoteknoloji alanlarındaki araştırmalardan övgüyle söz edildi ve “Türkiye artık genetikte gelişmiş ülke statüsündedir” denildi. Prof. Tayfun Özçelik, son üç-dört yılda en az on genin Türk bilim insanları tarafından bulunduğunu söyledi.
TÜRKİYE kimi zaman incir çekirdeğini doldurmayacak, kimi zaman da incir çekirdeğini bile mumla aratacak konularda kamplaşmalardan kamplaşmalara sürüklenirken, bir grup bilim insanı, son derece çarpıcı araştırmalarla genetik ve biyoloteknoloji konusunda Türkiye’yi gelişmiş ülkeler statüsüne yükseltti. Çalışmaları yakından izleyen dünyanın itibarlı bilim dergilerinden Nature Genetics, Türkiye’nin gen teknolojileri sahasında yaptığı buluşlarla Avrupa, Akdeniz havzası ile Ortadoğu’ya ışık tutacağını ifade etti.
Gelişmiş klinikler
Dergideki başmakalede ise Türkiye’nin dokuz bin yıllık tarihsel konumu hatırlatıldı. Bunun Avrupa, Asya ve Ortadoğu medeniyetleri ile buralarda yaşayan karmaşık toplumlardan edinilen miras açısından önemine değinildi ve bu durumun genetik araştırmalarında büyük avantaj sağladığı vurgulandı. Geniş ailelerin ve akraba evliliklerinin de insan genomonun kavranması açısından geniş imkânlar sunduğu belirtilerek, Türkiye’nin gelişmiş üniversitelerinden ve kliniklerinden övgü ile söz edildi. Başmakalede, “Türkiye, kalabalık bir nüfusa hizmet veren gelişmiş üniversiteleri ve klinikleri ile insan genomunun kavranması açısından sonsuz imkânlar sunan bir ülkedir” denildi.
Nature Genetics’te yer alan yazıda, Bilkent Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü Başkanı Prof. Tayfun Özçelik ile Demokritos Bilimsel Araştırmalar Merkezi’nden Yunan meslektaşı Prof. Koulis Yannoukakos’un öncülüğünde oluşturulan ‘Medimedgen (Mediterranean Medical Genetics)’ten övgüyle söz edildi. (Nature Genetics August 2009, Volume 41 No 8) Prof. Özçelik, “Ülkemizin dünya bilimine insan genetiği alanında yapabileceği çok önemli bir katkı bulunuyor. Gelişmiş tıp fakülteleri ve klinikleri, yetişmiş üstün nitelikli bilim insanları ve kendine özgü toplum yapısı (yüksek oranda akraba evlilikleri) ile kalıtsal hastalıkların moleküler temellerinin çözülmesinde Akdeniz havzası ve tabii ülkemiz eşsiz bir konuma sahip. Nature Genetics dergisi ülkemizin insan genetiğine yapacağı katkıları bu bağlamda yorumluyor” dedi.
Bilim Bakanlığı
Biotechnology Journal (BTJ) ise “Türkiye’de Biyoteknoloji” konulu bir özel sayı yayımladı. Editörlüklerini ODTÜ’den Prof. Pınar Çalık ile İnönü Üniversitesi’nden Doç. Hikmet Geçkil’in yaptığı dergide, Türkiye’nin biyoteknoloji konusunda kaydettiği önemli aşamalara dikkat çekildi.
BTJ’de Ankara Üniversitesi Kimya Mühendisliği Biyokimyasal Reaksiyon Mühendisliği öğretim üyesi Prof. Tunçer Özdamar’ın da bir makalesi yer alıyor. Prof. Özdamar, Türkiye’deki biyoteknoloji çalışmalarının TÜBİTAK, üniversiteler ve özel şirketlerin işbirliği, Devlet Planlama Teşkilâtı’nın da desteği ile sürdürüldüğünü belirterek, Türkiye’de araştırma ve teknoloji Geliştirme Bakanlığı’na ihtiyaç olduğunu belirtti. Prof. Özdamar, üniversitelerarası çatışmalara son verilmesini, bunun yerine biyoteknolojik araştırmalara daha fazla katkı için çalışılmasını da istedi.
On hastalık geni bulduk
“Burada öncelikle vurgula-mamız gereken husus ülkemizin araştırma bütçesinin gayrisafi milli hasıladan aldığı payın son yıllarda katlanarak artmış olmasıdır. Örneklere gelince, son üç-dört yıl içinde en az on adet hastalık geni ülkemizde bulundu. Bir hastalık geninin bulunması bilimsel açıdan büyük önem taşıyor. Bunlar arasında baş-yüz-boyun ile ilgili dismorfoloji sendromlarının genlerini, norogenetik alanında keşfedilen genleri, el-ayak üzerinde yürüme ile dikkati çeken ve bir beyincik anomalisi olan ‘Unertan sendromunu genini sayabiliriz. Ayrıca doğuştan gelen mutasyonlara bağlı kanserlerle ilişkili gen bozuklukları da ülkemizde tanımlandı. Ülkemizin bu hastalığı genini Max-Planck Enstitüsü’nden önce bulması bilim dunyasında yankı yaptı.
Burada hatırlatmayı istediğim bir başka husus daha var. Halen hem Yale, hem de Harvard Üniversitesi’nin insan genetiği ile ilgili iki önemli programının başında tıp eğitimlerini İstanbul ve Ankara Üniversitesi’nde tamamlamış olan ve bizlerle bilimsel işbirliğini en üst düzeyde sürdüren Murat Günel ve Gökhan Hotamışlıgil var. Bütün bunlar biraraya geldiğinde insan genetiği alanında son yıllarda gerçekten önemli atılımları yaptığımızı söylemek mümkün oluyor.”
Genetik araştırmalarda artık gelişmiş ülkeyiz
|
|
Stanford Üniversitesi "Anadolu'nun genetik profili" araştırması yayınladı. Peki, bir dünya karmasına benzeyen araştırma sonuçlarında çıkan 10 genden hangisi size uyacak?
Araştırmaya göre, Anadolu insanı Kuzey Afrika'dan Finlandiya ve Hindistan'a kadar birçok farklı gen taşıyor.
Vatan'ın haberine göre ABD'deki Stanford Üniversitesi'nin yaptığı bir araştırma, Anadolu'nun dünyanın en çeşitli gen yapısına sahip bölgelerinden biri olduğunu ortaya koydu. Stanford Üniversitesi Tıp Fakültesi Genetik Bölümü'nün 2003 yılında başlayan araştırmasına göre, Anadolu'da yaşayan insanlar, Sibirya'dan Finlandiya'ya, Orta Asya'dan Balkanlar'a ve Hindistan'dan Kafkaslara kadar birçok farklı halkın genlerini taşıyor.
95 bölgeden örnek alındı
Aralarında Türk uzmanların da bulunduğu 15 kişilik geniş bir ekip tarafından yapılan "Anadolu'nun Genetik Profili" isimli araştırmada, Türkiye'deki 95 farklı il ve ilçe merkezinde yapılan araştırmada toplam 523 kişiden alınan örnekler incelendi. Bu kişilerden 79'u kozmopolit bir kent olduğu için İstanbul'dan seçildi. Diğer bölgeler ise iklim, coğrafya, geçiş yolları üzerinde olması gibi niteliklerine göre belirlendi.
En yüksek oran 'J geni'
İşte yapılan araştırmaya göre Anadolu'da yaşayan toplulukların taşıdığı genler:
J geni (Kuzey Afrika, Ortadoğu ve Balkan): Yüzde 33.8
R geni (Avrupa): Yüzde 24
E geni (Afrika ve Güney Avrupa): Yüzde 11.4
G geni (İran ve Kafkas): Yüzde 11
I geni (Kuzey ve Doğu Avrupa): Yüzde 5.2
L geni (Hindistan): Yüzde 4.2
N geni (Sibirya ve Finlandiya): Yüzde 3.9
C, Q ve O geni (Orta Asya): Yüzde 3.4
K geni (Pakistan): Yüzde 2.5
A geni (Afrika): Yüzde 1
Atasoy: Anadolu, ırkların kaynaşma potası
Stanford Üniversitesi'nin araştırmasında çalışan İstanbul Üniversitesi Adli Tıp Enstitüsü eski Başkanı Prof. Dr. Sevil Atasoy, araştırmada insanın genetik köklerinde hiç değişmeyen iki örneği yani anneden çocuklarına geçen mitokondriyal dna ve babadan çocuklarına geçen Y Kromozomunun incelendiğini söyledi: "İlk insanları Kenya civarından göçe çıktı ve tamamı Maveraünnehir'i iki kol halinde geçti. Doğu Akdeniz'le Hint Okyanusu arasında olan bu bölgeden iki kolda Anadolu'ya geldiler. Anadolu, insanlık tarihi için anahtar coğrafyadır. Anadolu üzerinden bir kol Avrupa'ya diğer kol ise Orta Asya ve sonrasında Kuzey, Güney ve Uzak Doğu'ya gittiler. DNA şifrelerimizde dünyanın bütün DNA kökleri bulunmakta. Anadolu tüm ırklar, etnik unsurlar ve medeniyetler için bir kaynaşma potasıdır."
Türkler Avrupa'nın en karışık halkı
İSVİÇRE merkezli iGenea şirketinin geçen mayıs ayında yaptığı araştırmaya göre ise, Avrupa'da yaşayan halklar arasında genetik anlamda "en karışık ve en az safkan" olan topluluk Türkiye halkı.
Türkiye'de "safkan Türk" tartışması yaratacak araştırma için Avrupa'nın dört bir yanından DNA örnekleri toplayan ve bunlar üzerinde analizler yapan bilim adamları Türkiye'de yaşayan Türkler'in sekiz farklı etnik gruba ait genleri taşıdığını belirledi. Çalışmada Avrupa'da "safkan" olmaya en yakın halkın ise Ruslar olduğu ortaya çıktı.
Ari ırk için İkinci Dünya Savaşı'nı çıkaran Almanların genetik yapısında ise sadece yüzde 25 Cermen genleri bulunduğu ve hatta genlerinin yüzde 10'luk bir kısmının da Yahudi ırkından geldiği belirlendi. iGenea yetkililerinin araştırmanın "en büyük sürprizi" olarak açıkladığı Türkiye sonuçlarına göre Türkiye'de yaşayan insanların genetik yapısı incelendiğinde 8 farklı etnik gruba ait izler bulunuyor.
Avrupa ve Türkiye'nin çevresindeki bölgede bu kadar karmaşık bir genetiğe sahip olan başka bir millet daha yok.
Türklerin taşıdığı genler ise şöyle: 1) Türk, 2) Berberi, 3) Yunan, 4) Alman, 5) Slav, 6) Arap, 7) Yahudi, 8) Balkan
Anadolu'nun genleri dünya haritası gibi
|
|
Kanadalı bir paleontolojist tavuk embriyosunda oynamalar yaparak dinozor yaratılabileceğini ispat etmeyi planlıyor.McGill Üniversitesi’nin araştırmacılarından Hans Larsson, kuşlarda milyonlarca yıl önce kaybolan dinozor özelliklerini canlandırmayı amaçlıyor.
Araştırmanın tarih öncesi hayvanların tekrar kuluçkalarından çıkartılabileceğini kanıtlayacağı belirtilirken, Larsson “etik nedenler sebebiyle henüz böyle bir planın olmadığını” söyledi.
Larsson, “dinozorların anatomik yapısının kuşlarda bulunduğunu kanıtlayabilirse, bunun kuşların dinozor neslinden geldiğini ortaya çıkaracağını” belirtti.
Tavuktan dinozor yapacak
|
|
Bilim adamları annenin yumurtasındaki genlerle oynayarak bazı hastalıkları sildi.Amerika’daki Oregon Milli Primat araştırma Merkezi’nde görevli bilim adamları, anneden geçen bazı genetik hastalıkların engellenmesi konusunda önemli bir adım attılar.
Bilim adamları, annenin yumurtasındaki bazı genetik hastalıkları silerek bu rahatsızlıklardan arındırılmış maymun dünyaya getirdiler. Aynı teknik ileride insanlarda da uygulanacak.
Tıp tarihinde bir ilk
|
|
Türkiye'nin ilk kopya buzağısı Efe İstanbul'da dünyaya geldi.İstanbul Üniversitesi ve Uludağ Üniversitesi işbirliğinde yürütülen ''Anadolu Yerli Sığırlarının Klonlanması Projesi'' kapsamında 19 Ağustos 2009 günü İstanbul Üniversitesi Veteriner Fakültesi'nde Türkiye'nin ilk klon buzağısı 'Efe' dünyaya geldi.
Dört yıldır sürdürülen çalışmalar sonunda dünyada ilk defa Anadolu yerli sığırlarından biri olan 'Boz' ırk klonlandı. Klon buzağıya türünün daha çok Batı Anadolu'da yaşamasından dolayı 'Efe' adı verildi.
|
|
|
|
|
|