|
|
|
|
Türkiye’nin akademik hayatına katkılarını sürdüren Microsoft, giderek daha fazla sayıda öğrenciyi Microsoft Laboratuvarları’na kabul etmeye başladı.En son olarak Koç Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Serdar Taşıran’ın projesini maddi olarak ve burslarla destekleyen Microsoft Research, önümüzdeki dönem bu projeyle bağlantılı olarak bir Türk öğrencisini daha bünyesine alacak. Geçen yıl da Boğaziçi Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği’nden doktora öğrencisi Ayşe Tosun, Microsoft Laboratuvarları’nda staj yapmıştı.
“Türkiye Bilişimle Kalkınıyor” vizyonu doğrultusunda çeşitli sosyal sorumluluk programları ile gençlere kendi gerçek potansiyellerini hayata geçirme olanağı sunan Microsoft Türkiye, ülkemizin bilimsel ve akademik gelişimine de katkılarda bulunuyor. Günümüzün en yenilikçi teknolojilerine imza atan Microsoft Laboratuvarları, proje destekleri ve bursları ile dünya genelinde bilimsel araştırmaya destek verirken, Microsoft Türkiye de bu alandaki en son gelişmeleri üniversitelerimiz ile paylaşmaya hazırlanıyor. Bu çerçevede bir küresel iletişim çalışması gerçekleştiren Microsoft, bilimsel araştırmanın hizmetine sunduğu olanaklar konusunda Türkiye’den yaklaşık 51 üniversite yönetimini bilgilendirdi.
Microsoft Türkiye, verilen proje destekleri ve burslar hakkındaki gelişmeleri ilgili çevrelerle paylaşarak gençlerimizin akademik kariyerlerinde ilerlemeleri ve üniversitelerimizin uluslararası arenada isimlerini daha iyi duyurabilmeleri için çalışmalarını sürdürüyor.
Bu çerçevede yaşanan en önemli gelişme, geçtiğimiz günlerde Koç Üniversitesi öğretim üyelerinden Dr. Serdar Taşıran’ın proje önerisi Microsoft Laboratuvarları tarafından kabul edilmesi oldu. Microsoft Laboratuvarları, Taşıran’ın “Çokişlemcili Bilgisayarlarda Bilgi Güvenliğinin Sağlanması” konulu projesini desteklemeye karar verdi.
Microsoft başarılı Türk gençlerinin uluslararası projelerde rol almaya teşvik ediyor. Geçen yıl bu çerçevede Boğaziçi Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Bölümü Softlab araştırma Laboratuvarı’nda Dr. Ayşe Bener’in danışmanlığında doktora çalışmalarını sürdüren Ayşe Tosun staj yapması için Microsoft Laboratuvarları’na kabul edildi. Ayşe Tosun, beş haftalık stajını İngiltere, Cambridge’de bulunan Microsoft Research Center’da tamamladı.
Bilimsel gelişmeyi destekliyoruz
Microsoft Türkiye Akademik Programlar Yöneticisi Mehmet Tunçkanat, Microsoft Laboratuvarları’nın çalışmaları hakkında şu bilgileri verdi:
“Dünyanın en değerli bilim adamı ve mühendislerini bünyesinde toplayan Microsoft Laboratuvarları, bilgisayar endüstrisine yön veren teknolojileri hayata geçiriyor. Bu nedenle Microsoft Laboratuvarları’nın bilimsel hayata sağladığı katkı son derece önemlidir. 800’den fazla araştırmacının görev aldığı bu laboratuvarlarda yaklaşık 46 farklı araştırma grubu bulunuyor.
Microsoft Research akademiden istisnai araştırmacılar ile bilgisayar mühendisliği alanından başarılı ve deneyimli mühendisleri bünyesine alarak entelektüel sermayeye düzenli olarak yatırım yapıyor. Microsoft Research araştırmalarının önemli bir bölümü uluslararası konferanslarda paylaşılıyor.
Microsoft Türkiye olarak ilk kez bu yıl bir Türk doktora öğrencisinin bu değerli beyinlerle birlikte çalışması da bizim için büyük bir gurur kaynağı oldu. Çeşitli bilimsel projelere destek veren Microsoft Laboratuvarları’nın dönem dönem verdiği destekler hakkında üniversitelerimizi bilgilendiriyoruz. Bu arada Koç Üniversitesi’nden bir hocamızın projesinin Microsoft Laboratuvarları tarafından desteklenmesi bizleri çok mutlu etti. Bu yönde ortaya çıkması olası çeşitli fırsatları yeri geldikçe Türk akademi dünyası ile paylaşmak istiyoruz”.
Öğrencilere uluslararası kariyer yolu
Koç Üniversitesi’nden Dr. Serdar Taşıran’ın projesi çok işlemcili bilgisayarlarda yazılım güvenliğini sağlamayı hedefliyor. Dr. Taşıran bu proje için önümüzdeki dönem Koç Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Lisansüstü Programı’ndaki öğrencilerden birini seçerek Microsoft’a bildirecek. 2009 yılında herhangi bir lisans ya da master programından mezun olan ve projeye ilgi duyan öğrencileri de Koç Üniversitesi lisansüstü programına başvurmaları durumunda bursa aday olarak değerlendirmeyi düşündüğünü belirtti. Taşıran, Microsoft araştırma bursunun bu projede çalışmak için seçilen öğrencinin akademik kariyerine önemli katkıları olacağını ifade ederek şunları söyledi:
“Üç yıl boyunca verilecek burs, bilgisayar vb. bunun aslında en önemsiz kısmı. Daha önemlisi, Microsoft’un Cambridge, İngiltere’deki araştırma laboratuvarında her yaz katılacakları yaz okulları, bu ödülle desteklenen diğer doktora öğrencileri ile kuracakları kariyer bağlantıları ve daha genelde bu ödüle layık görülmüş olmanın prestiji genç arkadaşımıza yeni ufuklar açacaktır. Projede çalışan öğrencinin Microsoft’un Cambridge ve diğer araştırma laboratuvarlarında yaz stajı gerçekleştirme imkanı da olacak. Bütün bunlar Türkiye’de doktora yaparken sürekli uluslararası ve seçkin araştırmacılar camiasının bir parçası olmak demek, seçilecek öğrencimizin bu fırsatı iyi değerlendirmesini arzu ederim”.
Dr. Serdar Taşıran, Microsoft’un Amerika’daki laboratuvarları ile 7 yılı aşkın bir süredir araştırma alanında işbirliği yapıyor. Microsoft, Taşıran’ın sürdürdüğü TÜBİTAK ve Türkiye Bilimler Akademisi tarafından desteklenen projelerine ve bu projelerde çalışan öğrencilerine maddi katkıda da bulunuyor.
Türkiye teknoloji üretiyor
Microsoft’un akademi dünyasına katkısının genç beyinlere yeni fırsat kapılarını açtığını belirten Dr. Taşıran’a göre “Türkiye teknoloji üreten ve ihraç eden bir ülke”. Koç Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Serdar Taşıran’la çalışan doktora öğrencilerinden Tayfun Elmas’ın bir çalışması bu iddiayı doğrulayacak nitelikte görünüyor. Tayfun Elmas’ın geliştirdiği ve Microsoft yaz stajı sırasında olgunlaştırdığı bir algoritma ve yazılım aracı için patent başvurusu yapılmış. Bu algoritma Amerika’da şu anda birkaç şirkette kullanılıyor, birkaç üniversitenin de ders programına girdi. Dr. Serdar Taşıran, bu konuda şöyle konuştu:
“Türkiye’deki iyi araştırma üniversitelerinde bu tür örneklerin sayısı giderek artıyor. Benim gözlediğim kadarıyla iyi üniversitelerimizdeki hocalar ve öğrenciler araştırma konusunda heyecanlı ve aktifler. Ancak yurtdışındaki rakiplerimizle başa çıkabilmemiz için araştırma ve yenilikçiliğin bir meslek olarak oturması ve yaygınlaşması gerek. Microsoft’un desteklediği projemiz Amerika’da onlarca firmanın ilgi odağı olan bir araştırma alanı. Bilim, teknoloji ve ekonomideki bu hızlı değişim ve ilerlemenin yerini durağanlığa bırakmaması için eskiden daha hızlı bilgisayarların bize sunmuş olduğunu verimlilik artışını artık daha çok işlemcili bilgisayarlarla elde etmemiz ve yazılım güvenilirliğini sağlamamız gerekiyor. Şirketler ABD üniversitelerine bu konuda çözüm üretmeleri için on milyonlarca dolar destek veriyor. Ödül alan projemiz bu çok güncel ve kritik sorunun çözümünde önemli bir adım olacak. Microsoft gibi kurumların desteğiyle Türk akademisyenlerinin başarılı çözümlerini tüm dünyaya tanıtabilecekleri kanısındayım".
cnet türkiye
|
|
Tübitak bünyesinde geliştirilen Pardus işletim sisteminin 2009.1 Beta sürümü kullanıcıların hizmetine sunuldu.Pardus 2009.1 için yapılan güncellemeler ve yeniliklerin tamamlandığını belirten Proje Sürüm Yöneticisi Onur KÜÇÜK Pardus 2009.1 Beta'nın kullanıma hazır olduğunu belirtti. Pardus 2009.1 beta hem Türkçe hem de uluslararası sürüm olarak duyuruldu. Yeni sürümün gelişimine katkı sağlamak isteyen kullanıcıların test sürecine katılmaları isteniyor.
Çalışan CD'de bazı hataların meydana geldiği belirtiliyor. Test sürecine katılacak olan kullanıcıların belirli bir deneyime sahip olması gerekiyor. Hataların ilerleyen günlerde düzeltileceği söyleniyor.
|
|
TÜBİTAK tarafından geliştirilen ulusal işletim sistemi Pardus'un şirketlere özel bir versiyonu “TBD Bilişim ’09”daki TÜBİTAK Standı'nda tanıtıldıPardus Kurumsal 2, tüm sunucu ve masaüstü istemci servislerini içeren tek bir DVD olarak yayınlanıyor. Böylece, yenilenen Pardus kurulum aracı YALI ile farklı görevler ve servisler için özelleştirilmiş kurulumların tek bir DVD ile ve otomatik olarak yapılabilmesi sağlanıyor. Yenilenen sürüm üretim servisleri aracılığı ile de kurumsal kullanıcıların ihtiyaçlarına yönelik geliştirilen Kurulan ve Çalışan Pardus sürümleri ve kurtarma, yedekleme gibi özel amaçlı Pardus ürünleri hazırlamak çok kolaylaşıyor.
Pardus Kurumsal 2 ile birlikte yeni sürümü yayınlanacak olan Pardus Kurumsal Yönetim Arabirimi, Pardus sistemlerin yönetim ve işletme görevlerinin tek bir merkezden yapılmasını sağlayarak farklı istek ve ihtiyaçlara göre genişleyebilir bir merkezi yönetim altyapısı sunuyor.
Pardus Kurumsal 2, kurumsal masaüstü ve sunucu kullanıcıları için de özelleştirilmiş bir yazılım yelpazesi sunuyor. Tüm Pardus Kurumsal ürünleri taban olarak “Pardus Kurumsal Deposu”nu kullanıyor. Pardus Kurumsal Deposu, güncelleme ve hata düzeltmelerde kararlığı ve güvenliği ön planda tutarak öngörülemeyen servis kesintisi ve zaman kayıplarını önlüyor, bakım ve işletim maliyetlerini düşürüyor.
Düşük toplam sahip olma maliyetleri ile göze çarpan ince istemciler, özel Pardus Kurumsal çözümleri ile daha yetenekli, daha hızlı ve daha sorunsuz işletilebiliyor.
Pardus Kurumsal'ın terminal sunucu tabanlı kurulumlar için özel çözümleri kurumsal projelerin hızla ve sorunsuz gerçekleşmesini sağlıyor, kurumların özel ihtiyaçları için kolayca özelleştirilebiliyor
|
|
Zekasına güvenen herkes buraya! Türkiye Zeka Oyunları Yarışması'nın 14'üncüsü başladı.Türkiye Zeka Vakfı'nın, insanların düşünme alışkanları ve yeteneklerini geliştirmeye katkıda bulunmak amacıyla düzenlediği Türkiye Zeka Oyunları Yarışması'nın 14'üncüsü başladı.
Türkiye Zeka Vakfı'ndan alınan bilgiye göre ''Oyun 2009'' adiyle düzenlenen, yaş, cinsiyet ve eğitim gibi sınırlamaların olmadığı yarışma, üç aşamadan oluşuyor. Sayısal ve sözel alanlarda sorulan 10 soru, her yıl olduğu gibi Vakıf Başkanı Emrehan Halıcı tarafından hazırlandı.
Milli Eğitim Bakanlığı'nın eleme sınavını tüm ilköğretim okulları ve bilim Sanat Merkezlerine ulaştırdığı ''OYUN 2009'' Türkiye 14. Zeka Oyunları Yarışması, 14 yaş altı, 14-21 yaş ve 21 yaş üstü olmak üzere üç kategoride yapılacak.
Milli Eğitim Bakanlığı, ODTÜ, TOBB ve Tübitak tarafından desteklenen ''OYUN 2009'' Zeka Oyunları Yarışmasına, Türkiye Zeka Vakfı'nın internet sitesi üzerinden ya da oyun Dergisi aracılığıyla katılmak mümkün.
Yarışmanın ilk elemesi 23 Ekim'de sona erecek. İlk elemeyi başarıyla geçen yarışmacılar önce yarı finale daha sonra da final sınavına katılacak.
Her yıl binlerce kişinin ter döktüğü yarışmanın finalinde, her kategoriden 8, toplam 24 kişi yarışabilecek. Birbirinden ilginç matematik, mantık ve sözel soruların sorulduğu yazılı sınavı, jüri üyeleri önünde yapılan sözlü sınav takip edecek. Yarışmacılara aktüel konular, bilim, sanat, genel kültür ve benzeri alanlarda da sorular yöneltilecek
Zekana güveniyor musun
|
|
TÜBİTAK belgelerin sahte olup olmadığını ve üzerinde tahrifat yapılıp yapılmadığını gösteren cihaz geliştirdi.TÜBİTAK Ulusal Elektronik ve Kriptoloji araştırma Enstitüsü (UEKAE), belgelerin sahte olup olmadığını ve üzerinde tahrifat yapılıp yapılmadığını gösteren cihaz geliştirdi.
Tamamen yerli kaynaklarla üretilen FORENSIC XP-4010D isimli cihaz, dünyadaki mevcut cihazlara göre daha güvenilir ve daha hızlı sonuç verdiğinden, aralarında Çin, Almanya ve İrlanda'nın da olduğu çeşitli ülkelere 100 adet satıldı.
Türkiye'nin bilgi güvenliği, haberleşme ve ileri elektronik alanlarında önde gelen kuruluşlarından olan Tübitak UEKAE'nın geliştirdiği FORENSIC XP-4010D isimli cihaz, her tür belge ve dokümanın sahte olup olmadığını ortaya koyabiliyor. Cihaz ayrıca, belgedeki yazıların hangi sırayla yazıldığını, mühür ve imzanın hangi sırayla atıldığına ilişkin de bilgi verebiliyor.
Cihaz, Adli Tıp Kurumu, Emniyet Genel Müdürlüğü Laboratuvarları, bakanlıkların ilgili birimleri, özel inceleme laboratuvarları, üniversiteler, silahlı kuvvetlerin ilgili birimleri, sınır kapıları ve bankalar dahil olmak üzere pek çok kurumda kullanım alanı bulurken, bu cihaza özellikle sahte evrak, sahte para, çek ve senetlerin tespiti ile devletin gizli belgelerinin gerçekliğini ortaya koymada da ihtiyaç duyuluyor.
DÜNYADA İLK KEZ EN ETKİN YÖNTEM KULLANILDI
TÜBİTAK araştırmacıları, ForensicXP-4010D'de bugüne kadar kullanılan mevcut teknolojilerden çok farklı bir optik teknoloji kullandı. Bu teknik, dünyada bu tip cihazlar arasında ilk kez FORENSIC XP-4010D'de kullanıldı.
Cihaz, kullanıcı yorumuna gerek kalmaksızın kesin sonuçlara ulaşılmasını sağlıyor. Kullanılan özel yöntemle mevcut diğer teknolojilerin göremediği detayları da ortaya çıkarıyor. Cihaz, fiziksel olarak ölçülebilen optik spektroskopi parametrelerine dayanan ölçüm yöntemi kullanıyor.
Belgenin sahte olup olmadığı konusunda doğru ve geçerli sonuçlar alınabilirken, incelenen belgeye de zarar verilmiyor.
RAKİPLERİNİ GERİDE BIRAKTI
Türkiye'nin ilk ve tek yerli tasarım ve üretim dokuman inceleme cihazı olan FORENSIC XP-4010D, dünyanın bu alanda cihaz geliştiren önde gelen firmalarını da geride bıraktı.
FORENSIC XP-4010D, Çin Halk Cumhuriyeti, Almanya, Macaristan, Güney Kore, İrlanda, Kolombiya, Avustralya, Avrupa Birliği ülkelerine yaklaşık 100 adet satıldı. Cihaz, bu ülkelerde, bankalar, üniversiteler ve kriminal servisler dahil olmak üzere ilgili birimlerde kullanılıyor.
YIKANAN KİTAPLAR YENİDEN YAZILDI
Cihazın İrlanda'ya satışı ve İrlanda'da bir üniversite tarafından kullanılması ise başlı başına bir başarı öyküsü. Ortaçağda kağıt üretiminin kısıtlı olması sebebi ile yeni bir kitap yazılacağı zaman, önce mevcut bir kitap yıkanıyor, yıkama sonucunda elde edilen kağıda yeni kitap yazılıyordu. Yıkama işleminden sonra, eski kitapta yazılanlar insan gözü tarafından okunamayacak hale geliyordu. FORENSIC XP-4010D ve mevcut teknolojisi eski yazılanlara ulaşmaya da imkan sağladı.
Cihaz ve teknolojisi ile tanışan üniversite, TÜBİTAK UEKAE'den temin ettiği cihaz ile silinmiş bile olsa, eski bilgilere ulaşabiliyor. Üniversite, cihaz sayesinde sahip olduğu hazineyi yeniden dünyaya kazandırdı.
Yeni kullanım alanları yaratan cihaz ile aynı özelliklere sahip bir başka model olan MST-2D (mikrospektral tarayıcı) cihazı bir kaç yıl önce İNTERPOL logosu taşıma hakkı kazandı.
FORENSIC NELER YAPABİLİYOR?
Son teknolojiler kullanılarak geliştirilen, FORENSIC XP-4010D isimli cihazın özelliklerinden bazıları şunlar:
-İnsan gözüne aynı gözüken, fakat farklı boya ya da kalemle yazılan yazıların teşhisi,
-Silinmiş ya da gizlenmiş yazıların ortaya çıkarılması,
-Yazıların önce ya da sonra yazılmasının teşhisi,
-Yazı izlerinin ve doküman üzerinde kabarık özelliklerin görsel hale getirilmesi,
-Filigran (watermark) özelliklerinin muayenesi,
-Morötesi aydınlatmasıyla etkilenen emniyet özelliklerinin muayenesi,
-Arka yansıma emniyet özelliklerinin muayenesi,
-İki objenin aynı ekran üzerinden izlenmesi ve muayenesi,
-Görüntülerin ekran üzerinde 360 derece çevrilmesi,
-Yüksek çözünürlüklü büyütülmüş renkli görüntülerin elde edilmesi,
-Görünür ve kızılötesi bölgesinde lüminesans görüntülemesi,
-Farklı spektral özelliklere sahip olan izlerin ekranda üç boyutlu görüntülenmesi,
-Görüntünün her noktasının yansıma spektrumunun ölçülmesi ve görüntülenmesi,
-Doğru ve eğri uzunluklarının, açı, yarıçap ve alan büyüklüklerinin hesaplanması.
Tübitak'tan Müthiş Buluş
|
|
TÜBİTAK Ulusal Elektronik ve Kriptoloji Araştırma Enstitüsü (TÜBİTAK UEKAE) tarafından geliştirilen ve NATO’nun askeri komitesince onaylanan kriptolu USB bellek, bugün düzenlenen basın toplantısıyla tanıtıldı.‘Sır’ adı verilen ve NATO Askeri Komitesi tarafından onaylanmış, alanında tek ürün olan kriptopu bellek, tüm gizlilik düzeylerindeki NATO verisini kriptolamak üzere kullanılabilecek. Onayın ardından, NATO tarafından 602 Sır sipariş edildiği bildirildi.
TÜBİTAK’ın Gebze Yerleşkesi'nde gerçekleştirilen, Ulusal Elektronik ve Kriptoloji araştırma Enstitüsü Elektronik Mühendisi Müşteri İlişkiler İş Geliştirme Sorumlusu Çağrı Koç ve İş Geliştirme Sorumlusu Koray Arıkan’ın katıldığı basın toplantısında, önce Enstitü ile bilgiler verildi.
‘Sır’ adı verilen kriptolu USB belleğin geliştirilmesine 2007 yılında, NATO’nun ihtiyacı üzerine başlandığı belirten Koray Arıkan, bunun kendi alanında tek ürün olduğunu söyledi. Dünya genelinde Sır gibi taşınabilir boyutlarda, yüksek gizlilik dereceli bilgiyi güvenli saklayabilecek türde bir ürünün henüz yapılamadığını anlatan Arıkan, “Böyle bir ürünü geliştirebilmek için pek çok ülke hala uğraş veriyor” dedi.
Bir kredi kartı boyunda, 14 milimetre kalınlığında ve sadece 90 gram ağırlığında olan Sır, kolayca taşınabilir olmasının yanı sıra içindeki bilgileri şifreli bir şekilde saklayabiliyor. Kaybolması veya çalınması durumunda içindeki bilgilere ulaşılamıyor. Gerekirse tek bir tuş ile içindeki gizli bilgiler silinebiliyor. Cihazın bir şekilde açılmaya çalışılması durumunda ise içindeki gizli bilgiler kendiliğinden siliniyor.
Sır, NATO Askeri Komitesi tarafından onaylanan 11’inci, NATO envanterine giren 4’üncü Türk ürün oldu. Geliştirilmesi tamamlanmış ve üretilmeye başlanmış olan Sır da diğer ürünler gibi, Tübitak UEKAE tarafından tamamen yerli imkanlarla özgün bir tasarım ile geliştirildi. Ürünün tasarım ve üretim aşamaları, Türk mühendisler tarafından ve yüzde yüz yerli kaynaklarla gerçekleştiriliyor.
NATO’nun bu yıl ihtiyaç duyacağı 602 ürün, TÜBİTAK UEKAE tarafından sağlanacak.
TÜBİTAK NATO ÇALIŞMALARINDA AKTİF NATO’ya sunulan TÜBİTAK UEKAE ürünleri Sır’la sınırlı değil. TÜBİTAK UEKAE, NATO’nun SC/4 (Bilgi Güvencesi Alt Komitesi) komitesinde, bu komite altında yapılanmış olan çalışma gruplarında ve NATO Network-Enabled Capability (Ağ Destekli Yetenek) toplantılarında temsil ediliyor ve aktif rol oynuyor. Enstitü, faaliyet alanına giren konularda NATO’yu yakından takip ediyor ve yerine göre çalışmalara yön veriyor.
NATO ONAYLI ÜRÜNLER -
Kriptolu USB Bellek (SIR) NATO’nun tanımlamış olduğu ihtiyacı karşılayan tek ürün olarak ortaya çıkan ve Sır adı verilen ürün, tüm testlerden başarıyla geçti ve NATO Askeri Komitesi tarafından onaylandı. Onayı takiben geçen ay içinde 602 adet için NATO tarafından resmen sipariş edildi. İhtiyacı karşılayan tek ürün olan Sır’ın teslimatı Eylül ayının sonuna kadar gerçekleşecek.
- Taşınabilir çevrimdışı Kripto Cihazı (TAÇEK) NATO’nun çevrim dışı kripto cihazı (NATO Offline Crypto - All classifications offline file encryptor) ihtiyacına yanıt verecek olan ve TAÇEK adı verilen cihazın NATO tarafından değerlendirmesi halen devam ediyor. NATO Askeri Komitesi tarafından onaylanmasının ardından ürün, 2010 yılında NATO’da ihtiyacı karşılayan tek ürün olarak rekabet olmadan NATO’ya sağlanacak.
- Yeni Nesil Anahtar Yükleme Cihazı (KAYC-S/N) KAYC-N olarak adlandırılan ürün, NATO’nun yeni nesil anahtar yükleme cihazı (NATO Electronic Key Management System - Next Generation Key Fill Device) ihtiyacına yönelik olarak NATO’ya önerildi. NATO tarafından geçici onay alan ürün tüm testleri geçmesinin ardından ABD ve Almanya tarafından önerilen cihazlarla rekabet edecek.
- Kriptolu Mobil Telefon (MILCEP-K1) MILCEP-K1 adı verilen ürün halen Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından kullanılıyor. NATO’nun güvenli kişisel haberleşme cihazı (NATO Secure Personal Communicator - Secure Mobile Phone) ihtiyacına yönelik olarak bu ürünün NATO sürümü hazırlandı ve NATO’ya önerildi. NATO Askeri Komitesi tarafından onaylanması halinde, ürün uluslararası firmaların ürünleri ile rekabet edecek.
- Milli Açık Anahtar Altyapısı (MA3) TÜBİTAK UEKAE tarafından geliştirilmiş olan Milli Açık Anahtar Altyapısı (MA3) ürünü halen Genelkurmay Başkanlığı ve bağlı birliklerinde internet ortamında güvenli haberleşme ve dosyalama amacıyla kullanılıyor. Yine bu ürünün bir diğer sürümü ile Türkiye’nin Kamu Sertifikasyon Merkezi işletiliyor ve kamu çalışanlarına elektonik imza için ihtiyaç duydukları sertifikalar sağlanıyor. Bu bilgi birikimi ve ürün, NATO’nun açık anahtar altyapısı (NATO Public Key Infrastructure- NPKI) ihtiyacının sağlanmasında da değerlendirilecek.
|
|
TÜBİTAK Ulusal Elektronik ve Kriptoloji Araştırma Enstitüsü (TÜBİTAK UEKAE) tarafından geliştirilen ve NATO envanterine giren 4'üncü Türk ürün olan kriptolu USB bellek ''SIR'', yarın TÜBİTAK Gebze Yerleşkesi'nde düzenlenecek basın toplantısıyla tanıtılacak.TÜBİTAK'tan yapılan yazılı açıklamaya göre, NATO Askeri Komitesi tarafından onaylanmış, alanında tek ürün olan SIR, tüm gizlilik düzeylerindeki NATO verisini kriptolamak üzere kullanılabiliyor.
Kredi kartı boyunda, 14 milimetre kalınlığında ve sadece 90 gram ağırlığında olan SIR, kolayca taşınabilir olmasının yanı sıra içindeki bilgileri şifreli bir şekilde saklayabilme özelliğine sahip. Kaybolması veya çalınması durumunda içindeki bilgilere ulaşılamayan SIR'ın açılmaya çalışılması durumunda ise içindeki gizli bilgiler kendiliğinden siliniyor.
NATO Askeri Komitesi tarafından onaylanan 11'inci, NATO envanterine giren 4'üncü Türk ürün olan ''SIR'', Tübitak UEKAE tarafından tamamen yerli imkanlarla özgün bir tasarım ile geliştirildi. NATO'nun bu yıl ihtiyaç duyacağı 602 adet ürün TÜBİTAK UEKAE tarafından sağlanacak.
Konu ile ilgili olarak yarın TÜBİTAK Gebze Yerleşkesi'nde basın toplantısı düzenlenecek ve SIR'ın yanı sıra NATO'ya sunulan diğer TÜBİTAK UEKAE ürünleri hakkında bilgi verilecek.
TÜBİTAK sırrını yarın açıklayacak
|
|
TÜBİTAK, fare sütünde, özellikle kanser tedavisinde kullanılan insana ait 'interferon gamma' isimli bir protein üretti."Türk malı buzul ayısı" adı verilen dünyanın donmaya dirençli fare geliştirerek adlarını duyuran Tübitak araştırmacıları, transgenik farelerin sütlerinde hücrelerin kontrolsüz bölünmesini önleyen ve özellikle kanser tedavisinde kullanılan insana ait "interferon gamma" isimli bir protein üretti.
"Dünyada ikinci, Türkiye’de ise ilk kez" başarıya ulaşılan çalışmayla kanserin yanı sıra hepatit, viral enfeksiyonlar gibi çok sayıdaki hastalığın tedavisinde kullanılan bu protein mevcut yöntemlere göre daha sağlıklı bol ve ucuza üretilebilecek.
AA muhabirine çalışmayla ilgili bilgi veren, TÜBİTAK Marmara araştırma Merkezi (MAM) Gen Mühendisliği ve Biyoteknoloji Enstitüsü Transgen ve Deney Hayvanları Laboratuvarı Sorumlusu Başuzman araştırmacılarından Doç. Dr. Haydar Bağış, genetik yapılarında yabancı rekombinant dna parçası taşıyan hayvanlar olarak tanımlanan "transgenik" hayvanların üretim tekniklerinin gelişmesiyle biyoloji, tıp ve veterinerlik alanındaki araştırmaların hız kazandığını ifade etti.
Çeşitli rekombinant proteinleri meme bezlerinde sentezleyen transgenik hayvanlara "Biyoreaktörler veya Bacasız İlaç Fabrikaları" adı verildiğini anlatan Bağış, Türkiye’deki ilk transgenik fare eldesi çalışmalarının 1990’da kendisinin başkanlığındaki bir ekip tarafından başlatıldığını bildirdi.
Bağış, bu çalışmalarda insan büyüme hormonu geni, İnsan Hepatit B Virus Geni, "Türk Malı Buzul Ayısı" adını taşıyan transgenik farelerin aynı ekip tarafından elde edildiğini ve bu çalışmalara son olarak bir yenisini ilave ettiklerini açıkladı.
-"TRANSGENİK FARELERDEN TEDAVİ PROTEİNİNE"
İnsan interferon-gamma (IFN) proteininin bir bağışıklık sistem düzenleyicisi olduğunu ve hastalıkların tedavisinde kullanımı için insan hücrelerinden elde edilme zorunluluğunun bulunduğunu anlatan Bağış, bu durumun bu proteinin üretimini kısıtlayıcı bir etki yarattığını dile getirdi.
Bağış, bu tür proteinlerin üretimi için çok farklı sistemlerin kullanıldığını belirterek, TÜBİTAK destekli çalışmalarında "Türkiye’de ilk, dünyada ise yalnızca bir laboratuvarın yapabildiği bir başarıya imza attıklarını" söyledi.
Bu proteinin üretimi için bakteri, maya, mantar ve virüs gibi pahalı yöntemlerin kullanıldığını, 4 yıl süren çalışmalarında bu geni taşıyan transgenik fareler üretmeyi başardıklarını ifade eden Bağış, çalışmalara ilişkin şunları kaydetti: "Araştırmamızda insan gamma interferon proteini, fare embriyolarına mikroenjeksiyon ile aktarıldı. Mikroenjeksiyon sonrası canlı kalan fare embriyoları, taşıyıcı annelerin rahimlerine ameliyatla transfer edildi. mbriyo transferi sonunda gebe kalan annelerden doğan fareler 3 haftalık olduğunda kan ve dokularından DNA izolasyonları yapıldı. Analiz sonunda 2 adet erkek ve 1 adet dişi transgenik fare tespit edildi. Bu transgenik fareler, transgenik olmayan farelerle çiftleştirildi ve bunun sonunda transgenik erkek ve dişi fareler elde edildi.
Doğum yapan transgenik dişi farelerin memelerinden süt sağımları yapıldı.
Çok yağlı olduğu için yağları alınan fare sütlerinde insan gamma interferonun varlığı tespit edildi."
-"LİTRELERCE SÜTTEN PROTEİN ELDE EDİLEBİLECEK"-
Bağış, yaptıkları testlerde transgenik farelerin meme bezlerinden süte salınan insan gamma interferonun hücre bölünmesini durdurucu etkisini de saptadıklarını bildirdi.
Başta kanser olmak üzere, bağışıklık yetmezliği, hepatit, viral ve göz hastalıklarının tedavisinde kullanılan ilaçların etken maddesinin de IFN proteini olduğunu anlatan Bağış, şöyle konuştu: "Çalışmamızda fare sütlerine salınan bu proteinin aktivitesi test edildi ve sonunda süte geçen bu proteinin sınırsız bölünme özelliği gösteren hücreleri yavaşlatarak durdurduğu tespit edildi. Yani interferon gamma, bu hücrelerin bölünmesini durdurucu bir etki yaptı. Böylece bu proteinlerin kanser tedavisinde daha bol, saf ve sağlığa uygun ve ucuza üretilmesinin de önü açıldı. Çünkü günde çok az süt elde edilebilen fareler yerine günde litrelerce süt alınabilen çiftlik hayvanlarına da uygulanabilir bir yöntem ortaya çıkarılmış oldu." Projenin TÜBİTAK tarafından desteklendiğini ve Bulgar Bilimler Akademi Moleküler Biyoloji Enstitüsü Başkanı Prof. Dr. İvan İvanov ile kendisinin başkanlığındaki ekiplerin ortak çalışması olduğunu anlatan Bağış, proje kapsamında Ulm Universitesi Moleküler Tıp Enstitüsü, Max-Planck Kök Hücre Araştırmaları Grubu, Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi Veteriner Fakültesi Biyokimya ABD, Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Genetik ABD araştırmacıları ile de ortak çalışmalar yaptıklarını kaydetti.
Çalışmalarının geçen yıl Antalya’da yapılan Uluslararası İmmünoloji Kongresinde en iyi poster ödülünü aldığını belirten Bağış, uluslararası bilimsel bir dergide de yayımlanmak üzere olduğunu söyledi.
Doç. Dr. Haydar Bağış, bu çalışmadan elde edilen sonuç ve bulguların günde litrelerce süt alınabilen transgenik çiftlik hayvanlarının üretiminde kullanılabilmesi için Türkiye’de yasal düzenlemelerin yapılması gerektiğini de bildirdi.
|
|
TÜBİTAK, Deniz Kuvvetleri Komutanlığının Milli Gemi (MİLGEM) projesi kapsamında üretilen Türkiye'nin ilk savaş gemisinin su altı haberleşme ve hedef tespitini yapan ''sonar sistemini'' başarıyla tamamladıTamamen yerli teknolojilerle geliştirilen ve dünyada çok az ülkenin sahip olduğu teknoloji, deniz altında ses dalgalarıyla iletişim sağlayabildiği gibi, dost ve düşman denizaltıları da belirleyebiliyor.
Üretim aşaması 4 yıl süren teknoloji, olası torpido saldırılarını önceden belirleyip, sinyal demetleriyle düşman donanmasının haberleşme sistemini de yanıltabiliyor.
Teknoloji bugün Türk savaş gemisine entegre edilmek üzere Deniz Kuvvetleri Komutanlığına teslim edilecek.
AA muhabirine açıklama yapan Tübitak Marmara araştırma Merkezi (MAM) Malzeme Enstitüsü Müdürü Doç. Dr. Tarık Baykara, MİLGEM Projesi kapsamında olan ve Milli Savunma Bakanlığı Savunma Sanayii Müsteşarlığınca desteklenen ''Milli Sonar Sistemi'' projesinin başarıyla sonuçlandırıldığını bildirdi.
Baykara, MİLGEM kapsamında geliştirilen ve dünyada az sayıda ülkenin sahip olduğu sualtı haberleşme ve hedef tespitini sağlayan sonar teknolojisinin TÜBİTAK MAM Malzeme Enstitüsü'nde tamamen milli olanaklar kullanılarak geliştirildiğini belirtti.
Dünyada önemli bir güç olmanın başlıca koşullarından birinin güçlü deniz kuvvetlerine, güçlü bir deniz teknolojisi alt yapısına sahip olmaktan geçtiğini vurgulayan Baykara, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Milli Gemi Proje Ofisi personeli, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Araştırma Merkezi Komutanlığı personelinin de katılım ve işbirliğiyle tamamlanan projeyle Türkiye'nin deniz teknolojileri alanında dev bir adım attığını söyledi.
ABD, İngiltere, Almanya, Rusya ve Güney Kore gibi birkaç ülkede kullanılan bu teknolojiye artık Türkiye'nin de sahip olduğunu kaydeden Baykara, bundan önceki yıllarda bu alandaki ihtiyaçların tümünün yurt dışından karşılandığına ve bu teknolojiye çok yüksek ücretler ödendiğine işaret etti.
Baykara, ''Özellikle donanmamızın haberleşme sistemindeki bu bağımlılık büyük bir zafiyet yaratmakta idi. Artık Türkiye bu alanda dev bir atılımı gerçekleştirerek bu konuda devler ligine girmiş bulunmaktadır'' dedi.
-''TÜBİTAK, GEMİNİN BEYNİNİ ÜRETTİ''-
Deniz Kuvvetleri Komutanlığının 2005'de ilk milli savaş gemisinin yapımını, Türkiye'nin alt yapısı ve imkanlarıyla adına MİLGEM denilen ''milli gemi'' projesiyle başlattığını anlatan Baykara, projenin çağdaş bir savaş gemisinin sahip olması gereken en ileri teknolojilerle ve silah sistemleriyle donatılmış bir savaş gemisinin tasarımından, imalatına kadar olan bütün aşamalarının programlandığını aktardı.
Türkiye'nin ilk milli savaş gemisini geçen yıl Eylül ayında törenle denize indirdiğini anımsatan Baykara, bu geminin ''beyni'' olarak düşünülebilecek sonar sisteminin, TÜBİTAK MAM Malzeme Enstitü tarafından üretilmesinin kararlaştırıldığını ve projenin 2005'de başlatıldığını dile getirdi.
Baykara, projenin tüm aşamalarıyla başarı ile sonuçlandırılarak sistemin Türkiye'nin ilk milli savaş gemisine takılabilecek hale getirildiğini bildirdi.
Sonar sistemlerinin deniz altında çalışan ''radar'' sistemleri gibi düşünülebileceğini ifade eden Baykara, sistemi şöyle anlattı:
''Deniz altında elektrik-elektronik sinyaller geçersiz olduğu için sadece ses dalgaları ile iletişim yapılabilir. Bu bakımdan, bir sonar sistemi esas itibarıyla ses dalgası üreten bir sistemdir. Bu ses dalgaları ile haberleşme ve iletişim sağlanabildiği gibi, dost veya düşman denizaltılar belirlenebilir ve takip altına alınır, ayrıca olası torpido saldırıları önceden belirlenebilir. Aynı zamanda bu ses dalgalarıyla yaratılabilecek farklı sinyal demetleri ile düşman donanmasının haberleşme sistemi karıştırılabilir, yanıltılabilir.''
-''TÜM TESTLERDE BAŞARI GÖSTERDİ''-
Projede, deniz suyuna dayanıklı çok özel ''elastomerik'' bir malzeme ile kaplanan ve bir teknoloji harikası olarak isimlendirilebilecek ''transdüser'' teknolojisini de TÜBİTAK MAM laboratuvarlarında geliştirdiklerini kaydeden Baykara, bunlardan 280'inin bir araya getirilerek büyük bir sistem oluşturulduğunu anlattı.
Baykara, bu sistemin, bir savaş gemisinin beyni gibi çalıştığını dile getirerek şöyle konuştu:
''Bunda olabilecek en küçük bir aksaklık tüm savaş gemisini felç edebilir. Bu sistem haftalar süren test sürecinden geçirildi, onaylandı ve ayrıca fabrika kabul testi denilen en son aşamayı da geçti. Sistem, bugün itibarıyla da teslim aşamasına geldi. Sanıyorum bu yıl içerisinde de ilk milli gemimize takılarak monte edilecek ve akabinde deniz üstü uygulamalarıyla hizmet vermeye başlayacak.''
-''TEKNOLOJİ TÜM SAVAŞ GEMİLERİNE UYGULANABİLİR''-
Baykara, proje kapsamında dünyaca kabul görmüş, uluslararası akreditasyona sahip bir Sualtı Akustik Laboratuvarı'nın da kurulduğunu anımsatarak, bu laboratuvarda her türlü sonar sisteminin tasarımı, imalatı, standartlara uygun test ve denemeleri yapılabildiğini ve bundan sonra da çok önemli projelere imza atabileceklerini bildirdi.
Bu laboratuvarda dünya standartlarının ötesinde bir havuz sisteminin bulunduğunu ve buradaki modern teknolojilerle bundan sonra kızağa konulacak tüm milli savaş gemilerinin sonar sistemlerini rahatlıkla ve kısa sürelerde gerçekleştirebilecek bir düzeyin yakalandığını kaydeden Baykara, ayrıca donanmanın sahip olduğu tüm gemilerin sonar sistemlerinin yenilenmesi, bakımı, geliştirilmesi ve iyileştirilmesinin de yapılabileceğine işaret etti. Baykara, ''Asıl amacımız geleceğin ileri teknoloji sonar sistemlerini en uç noktalara götürmek ve Deniz Kuvvetlerimizi bu alanda en ön saflara taşımaktır'' dedi.
-''PEK ÇOK ÜLKENİN HAYALİNİ SÜSLÜYOR''-
Baykara, sahip olunan teknoloji ile geliştirilecek ürünleri uygun koşullarda yurt dışına da satmayı hedeflediklerini ifade etti.
Türkiye'nin bu tür ileri teknolojileri yurt dışından alma gibi bir anlayışının bulunduğunu belirten Baykara, ''Ulusal kurum ve kuruluşlarımızın bu konuda duyarlı olmalarını bekliyoruz. Büyük emek ve bilgi birikimi gerektiren ve ağırlıklı olarak uzman insan gücü birikimine dayalı bu teknolojiyi yaratmak kolay değil. Kolay olsaydı pek çok ülkenin hayalini süsleyen bu teknolojiye herkes sahip olabilirdi'' diye konuştu.
Baykara, TÜBİTAK MAM Malzeme Enstitüsü'nün 15 kişilik uzman bilim adamı araştırmacı ve araştırma teknisyeninden oluşan ekibin, son dört yılda gece gündüz çalışarak büyük bir başarıya imza attığını ve Türkiye'yi dünya ölçüsünde büyük bir rekabetin sürdüğü deniz teknolojilerinde ön saflara getirdiğini sözlerine ekledi.
|
|
TÜBİTAK, geliştirdiği yeni bir sistemle elektrik tellerinden bilgi hırsızlığına çare bulduDaha önce yayınladığımız haberimizde, hacker'ların elektrik hatlarını kullanmak suretiyle tüm bilgisayarlara kolayca sızabildiğini sizlere duyurmuştuk. Ancak TÜBİTAK, geliştirdiği, farklı modellere sahip olan ve TEMPEST adını verdiği yeni sistemleriyle bu soruna kalıcı bir çözüm getiriyor. Şimdi isterseniz TEMPEST'ı daha yakından tanıyalım.
TEMPEST nedir?
Bütün elekriksel ve elektronik cihazlar çalışırken çevrelerine istemdışı elektromanyetik ışıma yayarlar. Bu ışımanın içerdiği bilgiler, kullanıcının izni veya bilgisi olmaksızın uzak mesafelerden ele geçirilebilmekte olup; bu konu TEMPEST adıyla bilinmektedir.
Bilgi nasıl ele geçiriliyor?
Elektronik cihazların çevreye yaydığı bilgi içeren elektromanyetik kaçaklar, herhangi bir iletken üzerinden ya da doğrudan hava yoluyla taşınabilir. Örneğin bir bilgisayarın çevreye yaydığı bilgi içeren kaçak, oldukça uzak mesafelerden, bu bilgisayara bağlı herhangi bir kabloya ulaşılarak ele geçirilebileceği gibi; arada bir kablo bağlantısı olmaksızın, anten kullanılarak da metrelerce mesafeden ele geçirilebilir. Bilgi kaçağı, yalnızca klavyeden ya da sabit diskten değil; ekran, CD veya disket sürücü ve tarayıcı, yazıcı gibi tüm diğer donanım bileşenlerinden oluşabilmektedir. Bu tehlikeden korunmanın yolu TEMPEST güvenliği alınmış cihazlar kullanmak ya da kablo hattından oluşacak kaçağı engelleyecek TEMPEST özellikli filtreler kullanmaktır.
Türkiye’de, UEKAE uzun yıllardır TEMPEST konusunda çalışmalar yürütmekte olup; pek çok kamu kurumu ve özel kurumda bu bilincin artırılması ve TEMPEST çözümleri kullanımını sağlamak üzere faaliyetlerini sürdürmektedir.
NATO standartlarına göre güvenliği test edilmiş olan TEMPEST bilgisayar, yazıcı, tarayıcı, klavye, fare ve ekran çözümleri üreten UEKAE, güç ve işaret hatlarından kaynaklanan kaçaklar için de TEMPEST özellikli filtreler tasarlamakta ve geliştirmektedir.
Bilgi güvenliğinin bir başka temel unsuru olan kriptografik cihazlar da, UEKAE bünyesinde tamamen milli ve TEMPEST uyumlu olarak gelişitirilmekte olup; Türk Silahlı Kuvvetleri başta olmak üzere ihtiyaç sahiplerinin kullanımına sunulmaktadır.”
|
|
TÜBİTAK Formula-G ve güneş enerjisi ile çalışan araçların (Hidromobil) Yarışları, 8-9 Ağustos tarihleri arasında İzmir Pınarbaşı Yarış Pisti'nde yapılacakTÜBİTAK'tan yapılan açıklamada, ilki 1985'te İsviçre'de gerçekleştirilen güneş enerjisiyle çalışan otomobillerle yapılan yarışlara, Türkiye'nin her yerinden üniversite takımlarının kendi ürettikleri araçlarla katılabileceği bildirildi. Bu yıl, 3. kez gerçekleştirilecek olan yarışlara 2005 yılında 16, 2006'da 32, 2007'de 42 ve 2008 yılında da 25 üniversite takımının katıldığı ifade edildi. Açıklamada, "Elektrikle ilerleyen otomobil düşüncesinin, çevre korumanın artan önemine paralel olarak, üzerinde daha çok konuşulan bir konu haline geldiği belirtilerek, yarışların öğrencilerin yaratıcı fikirlerini üretime geçirebilmelerine ve kendilerini geliştirebilmelerine de imkan sağlıyor" denildi. Yarışların, alternatif enerji kaynakları konusunda kamuoyunda farkındalığı yükseltmek, üniversite öğrencilerini takım çalışmasıyla, başta güneş ve hidrojen olmak üzere temiz ve yenilenebilir enerji kaynaklarıyla çalışacak ürünler ortaya koymaya özendirmek amacıyla düzenlendiği ifade edildi
|
|
Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK), genç beyinleri bilime kazandırmaya devam ediyor.Kurumun keşfettiği parlak öğrencilerden biri de liseli mucit Uğur Özkan. Uzaktan kumandalı bomba imha robotu icat eden Uğur, projesiyle Tübitak'ın ortaöğretim öğrencileri arasında başlattığı 'Araştırma Projeleri'ne aday oldu. 360 derece dönebilen ve 2 kilometre hıza ulaşabilen robot, emniyet güçlerine büyük yarar sağlayacak.
Emniyet Genel Müdürlüğü bünyesindeki bomba imha ekipleri hayatlarını riske atarak görev yapıyor. Ordu-Fatsa Anadolu Lisesi son sınıf öğrencisi Uğur Özkan, bu riski en aza indirmek için bomba imha robotu tasarladı. Projesi, Ondokuz Mayıs Üniversitesi'nde yapılan yarışmanın Orta Karadeniz Bölgesi elemelerinde en dikkat çeken çalışmalardan biri oldu. 150 metredeki hedefi, üzerindeki kameralar sayesinde gören robotun bombayı imha edecek mekanizması T şeklinde üretildi. Sistemin bir ucunda bombanın kablolarını kesmek için motor mekanizmalı makas yer alıyor. Diğer ucuna bağlı olan ve ayrı bir motorla çalışan kanca ise şüpheli pakete fünye yerleştirme veya paketi güvenli bir yere taşımaya yarıyor
|
|
|
|
|
|